ÖMER SEYFETTİN’İN “ŞÖHRET-İ EDEBİYE VE İŞTİHA” MAKALESİ ÜZERİNE

1 0
Read Time:6 Minute, 4 Second

Ömer Seyfettin, Türk yazar, asker ve öğretmen. Türk edebiyatında Çağdaş Türk öykücülüğünün temelini atan usta yazarlarımızdan biridir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının yani Milli Edebiyat Akımı’nın kurucularından olup, Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Ömer Seyfettin genellikle kısa hikâyeleri ile öne çıksa da 36 yıl gibi kısa sayılabilecek bir ömre fıkra, makale, mektup ve çeviri türünde de yüzlerce eser bırakmıştır.

Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat, tarafından hazırlanan, Türk Dil Kurumu Yayınları tarafından yayınlanan, Ömer Seyfettin Bütün Nesirleri (Fıkralar, Makaleler, Mektuplar ve Çeviriler) adlı eserini okurken Ömer Seyfettin tarafından kaleme alınmış “Şöhreti Edebiye ve İştaha” adlı makale dikkatimi çekti. Bu makale Haftalık İzmir Gazetesi’nin 21 Haziran 1324 (4 Temmuz 1908) 42. sayısında 129-130. Sayfalarda yayınlanmış. Ömer Seyfettin Bütün Nesirleri (Fıkralar, Makaleler, Mektuplar ve Çeviriler) adlı kitapta ise; 178,179,180,181 ve 182. sayfalarda yayınlanmış.

Üstat Ömer Seyfettin dönemin büyük yazarlarının yeme içme alışkanlıkları hakkında edindiği bilgileri okuyucusuna aktarıyor. Makalenin bir yerinde “Bir muharrir çok mu yemeli, yoksa kendisini idare ederek çok yemekten sakınmalı mı?” sorusunu soruyor ve zannederim ki bir yazarın çok yemesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü devam bu soruya bir sonraki paragrafta şöyle cevap veriyor:  “Filhakika kendimizi 19. asr-ı edebiye hükmeden iki eser-i cesim karşısında buluyoruz. Bunların birisi Victor Hügo, diğeri Balzac’tır. İki şişman obur…” 19. asır edebiyatına hükmeden Victr Hügo ve Balzac’ın iki şişman obur olduğunu belirtiyor.

Ömer Seyfettin, Honore de Balzac’ın yeme, içme ve çalışma alışkanlıklarıyla ilgili şu bilgilere veriyor:  Balzac’ın bir yemekte “Sekiz düzine ostant istiridyesi, on parça tuzlanmış pirzola, kotlet, şalgamlı bir ördek palazı, bir çift kızartılmış keklik palazı, Normandiya’nın bir dil balığı salatalı etler, meyveler, kahveler ve likörler.” yediğini yazıyor. Ömer Seyfettin ziyafet olarak adlandırılan bu menünün hepsinin yemeğe düşkünlüğü ile de nam salan Balzac tarafından silinip süpürüldüğünü ve oburluk derecesinde çok yemek yiyen şişman bir yazarın olduğunu tanık göstererek anlatıyor. Ömer Seyfettin ayrıca “Balzac alafranga on birde kalkıyor, yemeğini yiyor, mektuplarını yazıyor, sa’yini(çalışmasını) hazırlıyordu. Saat dörtte cesim (büyük) bir taam (yemek) ve hemen yatıyor iki saat uyuyordu. Sonra hizmetçisi onu zorla uyandırıyor ve bir fincan kahve veriyordu. O vakit sa’yi müthiş (müthiş çalışma ) başlıyordu.[Zira Balzac için ilham-ı sehil (kolay ilham) yoktu.] Yediği yemekle kesb i hareret etmiş (hararet kazanmış) , bazen soğuk izhar olunan (hazırlanan) kesif (koyu) kahvesini saniye be saniye içerek kuvvetini muhafaza ediyordu. Bu tarz onu gece saat beşe, altıya, yediye, sekize kadar götürüyordu.” Yazının devamında Balzac’ın durmadan devam eden bu çalışma temposunun on beş sene sürdüğünü, sonunda meşhur ve zengin bir pehlivan gibi ancak karmakarışık bir evin içinde gözü yaşlı olarak vefat ettiğini bilgisini de okuyucusuyla paylaşıyor.

Ömer Seyfettin makalenin devamında Victor Hugo’nun iki devre geçirdiğini Romantik mücadelesinde zayıf ve kemikli olduğunu vurguluyor. Hugo’nun gençliğinde iştahının açık olduğunu ve yaşamak için ciddi bir bütçe ayırdığını, yaşadığı günün şartlarında iyi bir parayla geçindiğini söylüyor. Ömer Seyfettin,  Fransız yazar, edebiyat eleştirmeni Edmond de Goncourt bir haberine dayandırarak Victor Hugo’nun dayanıklı çenesiyle ve sağlam midesiyle bir portakalı kabuklarıyla beraber bir lokmada nasıl yediğini anlatıyor. Sonrasında bu büyük edebiyat üstadının midesinin hazım kuvvetinin emsalsiz olduğunu, hiçbir şeyle kıyaslanamayacağını bir pirzolayı kemikleriyle beraber demir dişlerinin arasında öğüttüğünü anlatıyor. Çok yediğini, yemeklerin ahenksizliğine ya da karışıklığına asla önem vermediğini anlatıyor. Yemekten sonra geriye kalan çorba, salçalı et, balık, sebzeler hatta yemişler bunların hepsini bir salata tabağına koydurup kardırdıktan sonra etrafındaki şaşkın hayranlarına ikram ettiğinden bahsediyor.

Ömer Seyfettin bir diğer büyük Fransız hikâyenüvis ve büyük bir şikemperver (yemek tiryakisi)  olarak tanımladığı Alexandre Dumas’ın büyük bir aşçı olduğunu ve yemeklerini kendi elleriyle yaptığını okuyucularına bildiren Ömer Seyfettin bir de Dumas’ın bir eserinde verdiği yemek tarifini de okuyucularıyla paylaşıyor. Alexadre Dumas’ın oğlu yazar Kamelyalı Kadınlar kitabının yazarı Alexadre Dumas Fils’in yaptığı lezzetli Japon salatasından ve Fransız şair Edmond Rostand’ın bademli kurabiyelerinin tarifiyle nasıl ölümsüzlüğe ulaştığını anlatıyor.

Ömer Seyfettin 19. asır yazarlarından zayıf ve nazik olarak tanımladığı yazar, şair ve siyasetçi Lamartine’nin dondurmadan başka bir şey sevmediği bilgisini veriyor. Ayrıca şişman realist Sthedal’ın makarnayı tercih ettiği bilgisini bizlerle paylaşıyor. İki iri Norman dediği romancı Flaubert ve şair Bouilhet’in şişman yazarlardan olduğunu belirtiyor ve bu iki edebiyatçının 17. Asırda yaşayan ataları gibi dehşetle yiyip içtiklerini de vurguluyor. Yazar Daudet’in asabi bir zayıf olduğunu zeytin, taze ve tatlı biber, karpuz sevdiğinin ve ron şarabından azar azar içtiğinin bilgisini veriyor. Emile Zola’nın yemeğe düşkünlüğünü, şikempever ifadesiyle okuyucusuna ileten Ömer Seyfettin, Zola’nın kendisinin özellikle pislikler olarak adlandırdığı kabuklu deniz ürünlerini sevdiğini belirtiyor.

Yazar ve eleştirmen Brunetiere ve yine düşünür ve edebiyat eleştirmeni Taine’nin yazıf olduklarını belirten Ömer Seyfettin, filozof, tarihçi ve filolog Ernest Renan’ın şişman olduğunu belirtirken ne kadar yemek düşkünü olduğunu, Parnesyen şairlerin en zayıfının Glatigny olduğunu ve nadiren yemek yediği bilgisini de bizlerle paylaşıyor.

Ömer Seyfettin yazısının sonuna doğru itirazları da hesaba katarak “Muarızlarına (itirazlara) gelince kim şişman, kim zayıf bunu söylemek hakikaten güçtür. Bir izzet i nefs (onur, şeref) mecruh (yaralamak) edileceğinden, bir hayal tahrip edileceğinden korkuluyor. Ma’haza (bununla birlikte) muhakkaktır ki (şair) Catulle Mendès kıdemli bir yemek meraklısı ve semizdir. (şairler) Rostand ve Regnier gayet incedirler. Paul Adam şişman bir muharir, Abel Armand gayet narindir.” der.

Yazar on altıncı asır şairlerinin zümre olarak zayıf olduklarını ve kahvaltı ile beslendikleri bilgisini veriyor. Böbrek hastası olan Montaigne’nin bir ağaç kakan gibi kuru olduğunu, sirkeli, zeytinyağlı mantarı aşırı yiyerek hastalığını iyice artırdığını bilgisini veriyor. Şair Saint Smand’ın şişman ve hatırı sayılır bir ayyaş olduğunu yine şair Scarron’un ise zayıf biri olduğunu bizlerle paylaşıyor.

Ömer Seyfettin on sekizinci asırda her gün altmış fincan kahve içen Voltaire ile aç duran J. J. Rousseau ve Diderot’tan bahsediyor. Diderot’un açlıkla ilgili anısı da yazarın düşüncelerine dayanak niteliğinde.  J. J. Rousseau’nun yazıf olduğunu bununla birlikte uyuduğunu ve kahve içmediğini, sade yemekleri sevdiğini belirtiyor ve ayrıca Rousseau’nun yıldız ışığında ekmeğini yemeyi sevmesi de yer buluyor yazıda. Voltaire ve Diderot gibi kahve içmeyen J. J. Rousseau’nun şaraba bayıldığını anlatıyor.

Ömer Seyfettin makalesini “İşte Garb’ın yemek meraklısı olan e’azım-ı üdebası… Filhakika bu tafsilat pek nakıstır ve hiçbir mana ifade etmez. Fakat görülür ki 1730 senesine doğru Joseph Prudhomme’e atf ile eğlenilen fikrin aksine olarak edebiyat, mütemadiyen açlıktan çatlanacak bir sanat değildir! (Batı’nın yemek meraklısı olan pek büyük edebiyatçıları… Doğrusu bu bilgiler pek eksiktir ve hiçbir anlam ifade etmez. Fakat görülür ki 1730 senesine doğru bir Fransız bir karikatür figürü Joseph Prudhomme’e atf ile eğlenilen fikrin aksine edebiyat, sürekli açlıktan çatlanacak bir sanat değildir!)

Sonuç olarak yazarların yeme içme alışkanlıklarının düşünce hayatlarına ve yazarlıklarına, düşünce hayatlarının ve yazarlıklarının da yeme içme alışkanlıklarına etki ettiği muhakkaktır. Makalenin geneline baktığımızda yemek yemeyi seven, midesine düşkün, şişman edebiyatçılar çoğunlukta.  Zayıf edebiyatçıların sayısı az ve bu zayıflıkların bir kısmı da yemek yemeğe karşı mesafeli olmaktan değil, imkânsızlıktan kaynaklanmaktadır. Ele alınan dönemde iyi yemek yapan hatta verdikleri yemek tarifleriyle ölümsüzleşen yazarlar vardır. Yemek yeme alışkanlıklarının yanında yemek yapabilmek de yazarlığı etkilediği düşünülebilir. Yazmak da tıpkı yemek yapmak gibi bir plan dâhilinde yapılır. İyi yazarların iyi yemek yapması tesadüf değildir.

Günümüz edebiyatçılarını bu yönden inceleyen var mıdır? Bilmiyorum. Ancak bir asır sonra Ömer Seyfettin sayesinde eserleri günümüzde de okunan, günümüzde de popüler olan yazarların yeme içme alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olmak, onların fikir hayatı ve beslenme alışkanlıklarının paralel yürüyüşlerine tanık olmak çok güzel. Kanaatimce günümüzde özellikle edebiyat araştırmacıları, eleştirmenler, edebiyat dergileri ve siteleri bu tip çalışmalar yapsa çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir