MEKTUPLAR ARASINDA EDEBİYAT/ÇILARIMIZ

0 0
Read Time:6 Minute, 21 Second

İletişim insanların mutlak ihtiyaçlarından biridir. İnsanlar arasında iletişim ise fark araçlarla sağlanabilir. Bu araçlardan biri ise özellikle geçmişin çok kullanışlı araçlarından olan özellikle yüz yüze iletişim imkânı olmayan insanlar arasında iletişimi sağlayan mektuplardır. Bu mektupların en güzel örnekleri ise kalem erbapları yani edebiyatçılar arasında gelip giden mektuplardır.

Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi Mektup Özel Sayısı’nı okurken usta edebiyatçılarımızın birbirleri arasında yazdıkları mektuplar içinde birbirinden güzel konulara rastladım. Mektuplar duygu ve düşünce bakımından uçsuz bucaksız. Ustalar dertlerini, tasalarını, isteklerini, özlemlerini, ihtiyaçlarını hulasa her şeylerini en güzel cümlelerle bu mektuplara döküp aziz dostlarına göndermişler. Bu mektuplar arasında birbirlerinin eserleri hakkındaki eleştirilerini, zamanın beğendikleri ya da beğenmedikleri yazarlarını ve eserlerini, çağdaşı olan yayıncılar ya da eleştirmenler hakkında düşüncelerini de yazmadan edememişler. Bu yazımda mektuplar arasında dikkatimi edebiyatseverlerin de istifade edeceğini düşündüğüm bazı mektuplardan bölümler aktaracağım.

Yedi Meşaleciler Topluluğu’nun kurucularından Sabri Esat Siyavuşgil, Suut Kemal Yetkin’e yazdığı 12 Temmuz 1943 tarihli mektubunda, “(…) Bu A. Christie bence on para etmez. Kahramanı Pairot Belçikalı bir dedektif, vaka yok, tasvir yok, atmosfer yok. İnsan birçok talil (tümdengelim) ve istikrarlardan (tümevarım) sonra neticeye varıyor, varıyor ama zevksiz. Nerde o Simon! Bence bu cins romancıların şahı, C. Doyle’den sonra muhakkak o serseri Fransızdır. Bilmem Simenon’un (Georges Joseph Christian Simenon, Belçikalı bir yazardır. Yaklaşık 500 roman ve çok sayıda kısa eser yayınlayan üretken bir yazar olan Simenon, en çok kurgusal dedektif Jules Maigret’in yaratıcısı olarak bilinir .) Maigret serisinden hiç okuduğun oldu mu? O ne atmosfer, o ne angoisse’dır! Sonra romanlarında görülen o mahhali renkler, o insan tipleri ve nihayet o merhamet! Herif tam manasıyla dahi, daha doğrusu rate bir dahi. Bak onun romanlarından burada istediğin kadar var. Okumadıklarının listesini gönderirsen derhal takdim ederim. (…)” Sabri Esat Siyavuşgil bu mektubunda bugün bile çok satan klasikler arasında yer edinmiş A. Christie’nin romanları konusunda o zamanki samimi fikirlerini belirtirken arkadaşına çok beğendiği Simenon’nun eserlerini tavsiye ediyor. Siyavuşgil’in romanlarda aradığı özellikler konusunda ayrıntılı bilgilere de sahip oluyoruz.

Nazım Hikmet Müzehher Va-Nu’yan 1970 yılında yazdığı bir mektupta, “(…) Sen genç şairlerimizin çoğundan şikâyetçisin. Ne tuhaf, senden sonra Adaletten aldığım bir mektupta o da aynı şikâyette. Elbette ki haklısınız. Artık pek de genç sayılmayacak olan şairlerimizin büyük bir kısmı kellim kellim layenfa. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur durumuna düştüler. Mamafih başka türlü de olamazdı. Sosyal şartları ve şahsi cehaletleri bunu icap ettiriyor. Gerçek şair dediğin, bizim Mevlana’dan, Yunus Emre’den, Fuzuli’den, Nedim’den, Tevfik Fikret’ten, Yahya Kemal’den, Ahmet Haşim’den tut da Shakespeare’e, Goethe’ye, Hugo’ya, Baudelaire’e, Puşkin’e, Mayakovski’ye, Yesenin’e, Aragon’a filan kadar hepsinde, hepsinin kuvvetle belirli bir felsefe sistemleri, bir sosyoloji görüşleri, hiç olmazsa sezişleri vardır. Yeni şuara ise –hele bizimkiler- tamamen mahrum. (…) Şiir de bütün öteki güzel sanat şubeleri gibi bilim ister. Şairin âlim olması şart değildir, ama cahil olmaması şarttır. (…) ” Bu mektupta da büyük şairlerimizden Nazım Hikmet’in ve arkadaşlarının devrin şair ve şiirleri konusundaki fikir alışverişinden Nazım’ın şiir ve şairler hakkındaki müthiş cümlelerine katılmamak mümkün değil.

Sabahattin Ali Yaşar Nabi’ye yazdığı bir mektupta “(…) Bizim şu genç şairlerin yani Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın başlarına gelene pek müteessir oldum. Zavallı çocukların genç yaşta cinnet getirecekleri hiç tahmin edilemezdi. Acaba onların şiirlerini neşre delalet ettiğim için bu hazin akıbetten ben de mesul muyum? diye vicdanen pek muazzep oluyorum. (…)” Sebahattin Ali, Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın Garip akımı konusunda yaptıkları çıkıştan duyduğu rahatsızlığı ve onlara şiirlerinin neşredilmesi konusunda önceden vermiş olduğu destekten dolayı pişman olduğunu Yaşar Nabi’ye itiraf ediyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar Bedrettin Tuncel’e yazdığı 5 Ocak 1961 tarihli mektubunda, “ Kardeşim Bedri, Bu akşam Adalet ve Mehmet Ali Cimcoz’da idim. Adalet bildiğin gibi, şöyle bir sekiz senede Kafka’nın sevgilisi Milina’ya Mektupları’nı tercüme ediyordu. Nihayet tercüme bitmiş. Bittabi en müsait neşir imkânı olarak, hatta sade en müsait değil en ciddi, Tercüme Bürosu’nu düşündük, bir istida ile müracaat da etti. Tercümeyi ben çok beğendim. Adalet Almanca’yı ana dili olarak bilir, atlamasına imkan yoktur. Bu işi senin behemehâl destekleyeceğini kendisine vaat ettim. Biliyorsun ki bu mektuplar sade Kafka’nın eserinin anahtarı değildir, modern halet-i ruhiyenin yahut psikolojinin, bir çeşit atmosferin –Valery’nin dediği gibi birçok kelime ile izahı kaabil bir meseledir bu- de en iyi izahını verir. Bu itibarla Türkçede neşri bence çok faydalıdır. Lutfet, beni yalancı çıkarma.” Kitap maalesef o dönem basılmamış. Koskoca Ahmet Hamdi bu kadar ısrarla basılmasını tavsiye ettiği, dostlarına dostları için ricacı olduğu bu klasik eser o zamanın devlet kurulları tarafından basılmamıştır. Bugün bu eser kaderin cilvesi onlarca yayınevi tarafından basılmakta ve hala binlerce satmaktadır. Bu mektupta bu eserin ülkemize ilk adım atma serüvenini bizim ülkemize has bir durumla karşılaşmasını şaşırmadan ancak üzülerek okuyoruz.

Ziya Osman Saba Yaşar Nabi Nayır’a 9 Temmuz 1929 tarihli yazdığı mektupta haftalık çıkacak olan ve ilk sayısını aldığı İçtihad mecmuası konusunda, “ (…) En şaştığım şeylerden birisi de İçtihad’ın haftalık olarak çıkması oldu. Bunda bir parça da tehlike gördüm. Ya sonra yazı sıkıntısı baş gösterirse!… Aman Yaşar benim şiirlerime dikkat et öyle sık sık, her hafta koyma. Hiç olmazsa on beş günde falan olsun. Zira burada şiir yazmak değil, bir parça düşünemiyorum bile. Sana önce de yazdığım gibi birçok ikmallerim var. Şimdi burda hususi ders alıyorum. (…)” Ziya Osman Saba bu mektubu Fransa’dan göndermektedir ve öğrencidir. İctihad mecmuasının çıkmasına sevinmekle birlikte haftalık yayınlanmasında gördüğü sakıncaları da arkadaşına samimiyetle bildirirken o aralar şiir yazamadığından da yakınmaktadır. Bu yüzden kendi şiirlerinin sık yayınlanmamasını rica ediyor.

İlhan Tarus, Suut Kemal Yetkin’ne 27 Nisan 1959 tarihli yazdığı mektubunda, “ Dünkü Vatan’da eleştirmeciler hakkında yazdığınız yazıyı okudum da benim tarafımdan söylenecekmiş de siz evvel davranmışsınız gibi bir duygu içine düştüm. Gerçekten bilhassa (eleştirmenin sağlam ahlak nitelikleri göstermesi) ve (bir karakter işi de olması) noktasında sizinle beraber olmak ve size teşekkür etmemek imkânsızdır. Bu yazın mesleğine katılanların ilk önce bu yönlerden meydana vurdukları vasıflar, biz sanatla uğraşanları hem hayrette hem de dehşette bırakmaktadır. (…)” Mektubun devamında İlhan Tarus tanımadığı bir eleştirmenin kendisine haksız yere düşman olduğunu, onu her yerde karalayan konuşmalar yaptığını ve bundan etkilenen bir kitabevi sahibinin de buna mukabil yaptığı kabalığı anlatıyor. Günümüz eleştirmenleri o günden bugüne bir yol alabildi mi İlhan Tarus ve Suut Kemal Yetkin’in istedikleri sevide eleştirmenler çıktı mı bilmiyorum? Ancak o zamanlarda yazarların eleştirmen teröründen yakındıkları bir gerçek.

Cahit Sıtkı Tarancı Yaşar Nabi Nayır’a 2 Ocak 1935 tarihli yazdığı mektupta dergide eseri yayınlandığında adının doğru yazılması konusunda küçük bir ricada bulunuyor, “Bir rica: Bundan sonra ismimi Cahid Sıdkı şeklinde yazarsınız… Çünkü Cahid’in d’si ile Sıdkı’nın d’si aynı şeydir ve birinin d ötekinin t kalması beni sinirlendiriyor… Lütfen. C.S.” Ricanın inceliği ve uyarının açıklamayla birlikte kesinlikle şansa yer bırakmadığını ve Cahit Sıtkı’nın da birçok yazar gibi isminin doğru yazılması konusunda titizliği gün yüzüne çıkıyor.

Mektuplar tekraren belirtelim ki bir zamanlar insanların vazgeçemediği bir iletişim aracıydı. Şüphesiz bu iletişim aracını en çok ve en verimli şekilde kullananlar ise yazarlardı. Yukarıda yazarlarımızın birbirleri arasında geçen düşünce paylaşımının en güzel örneklerinden sadece bir kaçını sizlerle paylaştım. Sanatçıların kendi aralarında yazdıkları mektuplardan kazanılacak çok şey var. Yaşadıkları devri en canlı şekilde yansıtan bu mektupların okurlarına çok şey vaat etiği de bir gerçek. Başta Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi Mektup Özel Sayısı olmak üzere bu tür mektupları bünyesinde barındıran eserleri bolca okumalıyız. Bu tür eserlerin basımı konusunda daha fazla çalışmalı ve bu çalışmaları yapanları desteklemeliyiz. Özellikle sosyal medyanın insanları birkaç cümlelik mesajlara alıştırdığı, iletişimin yarım yamalak yapıldığı iletişim sorunlarının hat safhaya çıktığı ve bu devirde iletişim adabı konusunda doğru örnek olabilecek bu tip eserleri çoğaltmalıyız. İnsanların belli bir plan dâhilinde kronolojik sırayla duygu ve düşüncelerini aktarması bugün büyük bir ihtiyaç. Bu duruma en etkili örnek ise kalem erbabı tarafından yazılan mektuplardır.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
100 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
100%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

2 thoughts on “MEKTUPLAR ARASINDA EDEBİYAT/ÇILARIMIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir