Tuncay Günaydın “Okumak için başka ömrümüz olmayacak”

1 0
Read Time:6 Minute, 40 Second

Edebiyat dünyası Tuncay Günaydın’ı Türk Edebiyatı, Bir Nokta, Post Öykü ve Mahalle Mektebi gibi ülkenin önde gelen edebiyat dergilerinde yayınladığı öykü ve şiirleri ile tanıdı. Haziran 2019’da ise TEDEV Yayınlarından ilk kitabı Her Şey Mümkün’ü yayınlayarak edebiyat âlemindeki yerini sağlamlaştırdı. Yazar Tuncay Günaydın ile kitabı Her Şey Mümkün’ü merkeze alarak keyifli bir röportaj gerçekleştirdik, keyifli okumalar!

 

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Merhaba Sayın Günaydın, öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Söyleşimize sizi tanıyarak başlayabiliriz miyiz? Kimdir Tuncay Günaydın?

Tuncay Günaydın: Herkes gibi zamanı gittikçe azalan biri ilk başta. Aydın’lı. İncirliova ilçesine bağlı İsafakılar köyünden. İncir ve zeytin ağaçları yetiştiren, aynı zamanda o ağaçlar tarafından yetiştirilen bir köylü. Şimdilerde büyük bir şehirde yaşamasına rağmen yarı çiftçi sayılır. Ninesinin deniz görmeden ölüp gitmesine üzülen bir adam. Karakterleriyle yaşamayı seven bir öykücü.    

Mustafa Ali ÖZTÜRK: İktisatçı -işletme mezunu- biri olarak edebiyat ile ilgileniyorsunuz. Sizi bu yola yönlendiren nedir? Sizi yazmaya özendiren şeyler nedir?

Tuncay Günaydın: Büyüdüğüm evde kitap yoktu. Çevremde kitap okuyan kişi de yoktu. Sanırım on üç yaşındaydım beni çok etkileyen bir kitapla tanıştığımda. Üniversiteye kadar kitaba ulaşma sıkıntısı çektim. Kitaplarla tam tanışmadan önce çizgi romanlarla yatıp kalktım bir müddet. İlçedeki gazete bayiinden her hafta yeni gelen çizgi romanları alıp okurdum. Yazma hevesimi o günlerde keşfettim. Sırrı keşfetmem de o günlere denk gelir. Sırla birlikte büyüdü içimdeki yazma hevesi.     

Mustafa Ali ÖZTÜRK: İlk kitabınızı -Her Şey Mümkün- yayınlamayı ne zaman ve nasıl düşündünüz? Bunu gerçekleştirmek sizin hayaliniz miydi? Bu yolda size kimler destek oldu? Sizi kimler teşvik etti?

Tuncay Günaydın: Yazıyla uğraşan herkesin emelidir bir kitaba sahip olmak. Ben yazmaya erken başlasam da yazdıklarımı yayımlamak konusunda geç kaldım. Zaten geç kalmayı hayatımın her alanında başarmış biriyimdir. Öykülerim yayımlanmaya başladığında ise daha geçti. İlk önce şiirlerim yayımlandı. Öykülerimi kitaplaştırmak teklifi Bahtiyar Aslan’dan geldi. Onunla birlikte Erhan Genç öykülerimin kitaplaşması aşamasında benden çok gayret sarf etti. Bu vesileyle ikisine de şükranlarımı sunmuş olayım.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Kitabınız Her Şey Mümkün’den yola çıkarak yaşadığınız coğrafya ile yazın yolculuğunuzun ilgisi olup olmadığını merak ediyorum? Yaşadığınız coğrafya öykülerinizde ne ölçüde canlıdır, öykülerde yaşanan olayların mekânları sizin yaşadığınız mekânlara yakın mı?

Tuncay Günaydın: Yaşadığım, daha doğrusu büyüdüğüm yerler öykülerimin ana mekanları sayılabilir. Ben mekanı zihnimde iyice oluşturmayı ve karakterlerimi o mekanda rahatça hareket ettirmeyi severim. Mekanın ayrıntısına girmeden okuyucuya gerçeklik duygusunu vermeye çalışırım. Bunun için ilk önce o mekanda kendim yaşamam lazım. Elbette çoğu mekan bildiğim tanıdığım yerler. O şehrin sokaklarında yürüdüm İzzet Mümkün’le birlikte.   Halil Yusuf’la o futbol sahasında unutulmaz goller attım. Sevdalanmış adamlara yoldaşlık yaptım imkansız yollarda.  

Mustafa Ali ÖZTÜRK: “Her Şey Mümkün” yayınlanalı bir yılı geçti. Kitabınıza olan ilgiden memnun musunuz? Kitap hakkında ne gibi dönütler aldınız. Bu dönütler yeni eserler açısından ileriye dönük planlarınızı etkiledi mi? Yeni kitap projesi var mı?

Tuncay Günaydın: Kitabı okuyanlardan aldığım geri dönüşler çok güzeldi. Farklı öykülerden etkilenenleri dinlemek o öyküleri yazmak kadar heyecanlıydı. Kör Sedefkar’la tanışmak isteyenler oldu. Bademler beldesinin nerde olduğunu merak edenlerle sohbet etme şansı buldum. Bu geri dönüşlerin adresi belli aslında. Samimi olma gayreti. Bu konuda daha özverili olacağıma eminim.

Yeni kitap çalışmam elbette var. İnşallah kitaplaştırma olanağı bulabilirim.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Her Şey Mümkün’ün ilk hikâyesi Ayizer’in Cüzdanı’ndaki Deli İsmail gerçek hayattan alınmış bir karakter mi? Bu hikâye Anadolu’da delilere yüklenen dervişlik ve gizil bir güçlere inanmanın yansımasının bir ürünü müdür?

Tuncay Günaydın: Deli İsmail benim çok sevdiğim bir karakter. Şimdilerde eskisi kadar dikkat edilmeseler bile deliler özellikle küçük yerlerde en dikkat çeken karakterlerdendir. Bazısı toplumun gadrine uğruyor maalesef. Çocukluğumdan beri delilere ilgim olmuştur. İki kapı komşumuz ilçenin en meşhur delisiydi. Dervişlik kısmı ise özlediğim bir mevhum. Onların olduğu zamana övgüdür aynı zamanda Ayizer’in Cüzdanı. Arka planında unutulmaz bir aşkın gölgesi hiç eksik olmaz . O gölge hayatımızın üstünde dönüp durur zaten.     

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Sosyal medya hesabınızdan “Son okuduğum öykü kitaplarının çoğunda şöyle sağlam bir aşk öyküsüne rastlamadım. En son Mustafa Çiftçi’nin kitabında okudum sanırım. Aşk öyküsü yazılmaz diye bir kural mı var? Ya da artık öykücüler ve onları okuyanlar âşık olmuyor mu?” diye soruyorsunuz. Sizce bu gerçeğin altında yatan sebep nedir, aşk ve hissettirdikleri halen var olduğuna göre?  Sizce öykücüler mi aşk öykülerinden uzak duruyor yoksa okur mu yoksa yayıncılar mı?

Tuncay Günaydın: Son yıllarda öykü kitaplarını okurken dikkatimi çeken bir husustu bu. Aşk öyküsü yazılmıyor çok fazla. Ben yazmaya devam ediyorum. Aşkın içinden bazı güzelliklerin çekilmiş olmasıyla alakalı olabilir bu yokluk. En basitiyle hasretlik. Şimdi herkesin fotoğrafına bir dakika içinde ulaşma şansınız var. Bir fotoğraf için aylarca bekleyeni gördüm. Hasretle yoğrulan aşklar ne güzeldir. Aşk kolaylaşıyor git gide. Kolay olana ilgi duymayız değil mi?

Maalesef kimin neye uzak durduğunu bilmiyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  ‘Kör Sedefkâr’ öykünüzde aşkın en saf halini eski Türk filmi tadında okuyoruz. Günümüz gençliğine ‘aşk’ kavramının içini doldurarak somut bir şekilde aktaran bu öykünüzde Kazım’ın Sedef’e olan aşkı okuru duygulandırıyor. Bu öykünüzde okura vermek istediğiniz asıl mesaj nedir?

Tuncay Günaydın: Bu öykü aslında Türk sinemasına, özelde Sadri Alışık’a saygı duruşudur. Sadri Alışık’ın filmlerine göndermeler vardır. Öykünün kurgusu aşkın saflığına ve kalıcılığına işaret eder. Kazım, insanoğluna nimet olarak sunulmuş olan aşkın değerini bilen bir karakterdir. Hiçbir şekilde aşka İhanet etmez. Sedefle hemhal olmayı seçmesi Kazım’ın tercihi değil ebedi olmanın yoludur. Özellikle bu öykünün çok sevilmiş olması söylemem gerekenlerin anlaşıldığını gösterir sanırım.    

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Arjantin’in Geleceği tebessüm ettiren bir öykü. Bu öyküde başta Rodrigo Ömer olmak üzere, babası Ayyaş Ekrem, arkadaşı Halil Yusuf hikâyelerini hem ayrı ayrı hem de birbirine bağlı olarak anlatıyorsunuz. Öykünün finalinde Rodrigo Ömer “Hem pasaport çıkarttım evvelsi hafta. Bizim memlekete gideceğim yakında. Arjantin’e.” diyor. Rodrigo Ömer memleketine yani Arjantin’e seyahate çıktı mı? Arjantin’den ne zaman dönecek ve maceralarını bizimle paylaşacak mı?

Tuncay Günaydın: Rodrigoyu bilmem ama Ömer hala yanımdaki masada oturuyor gün boyu. Rodrigo artık dönmez geri. Onun Arjantin’e yerleştiğine eminim. “Rodrigo” tezahüratının tribünlerde daima duyulmasını dilerim.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Kitaba da ismini veren Her Şey Mümkün öyküsü insanın yüzünü güldüren tatlı bir aşk hikâyesi. İlk olarak Şaban Dayı ile arkadaşı Hacı Rüstem’in dolmuşta ön koltuğu kapma yarışı hikâyesiyle başlayıp bambaşka bir yöne evrilip İzzet Mümkün’ün ölümsüz aşkına kavuşmak için yaşadığı olayları ve aşkını kazanmak için verdiği savaş anlatılıyor. Gerçek hayatta sizce “Her Şey Mümkün” mü?

Tuncay Günaydın: Her Şey Mümkün değil. Bunu söylemek güzel. İnsan olmak mümkün olmazdı yoksa. Bazı şeylerin eksik kalması gerekir diye düşünüyorum. Acizlik insanın ana kemiği. Bunu anlamak için her şeyin mümkün olmaması gerekiyor.

Her Şey Mümkün öyküsü geniş bir zaman diliminde geçiyor. Onun için başlangıcından sonra birkaç yerde kırılmalar oluyor kurgusunda. Kavuşmaya giden yolu aydınlatan tepe lambaları bunlar. Mutlu sonla biten ender öykülerimden biri bu. Kitabın en uzun öyküsü. Kavuşmak zor, o yüzden o kadar uzun diyesim var.    

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Yazma şeklinizden bahseder misiniz? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, sesli ya da sessiz, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?

Tuncay Günaydın: Genelde gecenin ilerleyen saatlerinde yazıyorum. Kurşun kalemle yazmaktan vazgeçemiyorum. Sessizliği tercih ederim yazarken. Yine de bazı zaman bıkmadan dinlediğim birkaç şarkıyı kısık sesle defalarca dinlediğim oluyor. 

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Şiir de yazıyorsunuz, hatta yanlış hatırlamıyorsam ilk yayınlanan eserinizin türü şiir. Sizi geniş kitleler öykülerinizle tanıdı. Öyküleriniz güncel edebiyat dergilerinde yayınlanmaya da devam ediyor. Şiir yazmaya devam ediyor musunuz? Şiire dair düşüncelerinizi ve ileride bir şiir kitabı yayınlayıp yayınlamayacağınızı merak ediyorum?

Tuncay Günaydın: İlk yayımlanan eserlerim şiirdi. Şiir beni hep heyecanlandırmıştır. Ama son zamanlarda şiire öncekine nazaran daha az zaman ayırıyorum. Korkarım ki yollarımız ayrılıyor. Buna rağmen bu eşsiz güzelle daha çok vakit geçirmek için gayret sarf ediyorum. Halihazırda bekleyen iki tane şiir dosyam var. Biri genelde yayımlanmış şiirlerimi içeriyor, diğeri ise tematik bir çalışma. Kitaplaşmaları zor görünüyor bu dosyaların.      

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Son olarak göz önünde olmayı ve şöhretin kazanımlarından uzak durmayı yeğleyen bir yazar olarak okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

Tuncay Günaydın: Bir okur olarak kendime söylediklerimi söyleyebilirim. İyi eserin peşinde koşmak gerekiyor. Vaktimiz bol değil çünkü. Okumak için başka ömrümüz olmayacak.

Bir de özellikle ilk kitap çıkaran yazarların kitaplarını edinsinler. Ben ilgilendiğim alanlarda çıkan ilk kitapları almaya gayret gösteriyorum. Bunun ne kadar önemli olduğunu kitabım çıkınca anladım.

Hem size hem de okuyanlara selamlarımı sunarım. Teşekkür ederim.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir