“Gençlerimizin tarih ve akıl şuuruyla beslenmeleri gerekiyor.”

1 0
Read Time:12 Minute, 39 Second

Bu haftaki röportaj konuğumuz ülkemizin yetiştirdiği önemli tarihi roman yazarlarından Hasan Erdem oldu. Hasan Erdem emekli olduktan sonra yazmaya başlayan ve bugün kadar yayınlanan Şar Dağının Kurtları, Balkan Şahini, Argos Kalesi, Otranto 1480, Kızıl Atın Süvarisi, Atilla’nın Kalkanı, Atilla’nın Kargısı, Atilla’nın Kamçısı ve Tarihimizden Hikâyeler adlı kitaplarıyla ülke insanına özellikle de gençlere tarihi sevdirdi. Türk milleti Türk tarihini Hasan Erdem gibi Türk’e âşık usta yazarlar sayesinde okudu, sevdi ve benimsedi. Onlarla tarihimiz, edebiyatla kol kola geniş yollardan günümüze ulaştı, ulaşmaya devam ediyor. 

Sayın Hasan Erdem ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Merhaba Sayın Hasan Erdem, öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Söyleşimize sizi tanıyarak başlayabiliriz miyiz? Sizin anlatımınızla kimdir Hasan Erdem?

Hasan Erdem: Resmi kayıtlara göre 30.01.1961 yılında Tekirdağ ili Hayrabolu ilçesi Kutlugün köyünde dünyaya geldim. (Anneme göre ise doğum tarihim 01.10.1960) Çiftçilikle uğraşan beş çocuklu bir ailenin en büyük evladıyım. Toprak işçiliğinden geçinmekte zorlanan ebeveynlerim çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlayabilmek, onların karınlarını doyurabilmek için 1968 yılında Eskişehir’e göç ettiler.

Kendimden bahsetmeyi pek sevmediğim için sorunuzun cevabını çok uzatmayacağım. Ben Eskişehir de büyüdüm, Bursa’da yaşlandım. Lise çıkışlıyım, Üniversite okuyamadım ama kendimi bildim bileli kitap okumayı çok sevdim ve boş zamanlarımın büyük bölümünü kitaplara ayırdım.

Yaşamım boyunca mal, mülk edinmeyi hiç düşünmedim, sadece tarihi romanlar yazmayı düşledim, çocukken kurduğum hayalimin peşinden koştum, asla vazgeçmedim, çok çalıştım ve ürettim, istediğim hedefe ulaştım.

Şunu da itiraf etmeliyim ki, kılıçlı, kostümlü filmleri ve Tarihi Romanları hâlâ çok sever ve çocukluğumun çizgi romanlarını da şu yaşımda tekrar okumaya bayılır, sahaf raflarında çocukluğumun kitaplarını görürsem mutlaka satın alırım.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Röportaj için araştırma yaparken Bursalıların sizi Bursa’nın yetiştirdiği önemli şahsiyetler arasında gördüğüne şahit oldum. Sizin için Bursa neyi ifade ediyor? Bursa ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Hasan Erdem: 1976 yılından beri yaşadığım ve ilk görüşte âşık olduğum Bursa’yı çok seviyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar “Bursa’da Zaman” şiirinde sevgili Bursa’mızı çok güzel tasvir eder. Ben, tarih ve kültür kenti Bursa için üstat kadar güzel cümleler kuramam.

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’nın mekânsal ve mimari özelliklerini bağrında barındıran, kültürel, doğal ve tarihsel zenginlikleriyle öne çıkan Osmanlının ilk başkenti Bursa benim için çok şey ifade ediyor. 38 yıldır evli olduğum sevgili karımla bu şehirde tanıştım, bu şehirde çalışıp ekmeğimi kazandım, ev bark sahibi oldum, bu şehirde 11 kitap yazdım, kimseye muhtaç olmadan, alnım ak, başım dik tarih kokan sokaklarında dolaştım ve dolaşmaya devam ediyorum.

Bursa’da geçen 44 yıl içinde burada tanıdığım dost ve arkadaşlarımı çok seviyor, Bursa dışında bir yerde yaşamayı aklımın ucuna bile getirmiyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Otomotiv sektöründe üretim yapan bir firmada 25 yıl güvenlik şefi olarak çalıştıktan sonra emekli oldunuz. Bugün Türkiye’nin önde gelen tarihi roman yazarlarından birisiniz. Yazma tutkunuz nasıl ve ne zaman başladı?

Hasan Erdem: Fransız tarihçilerden Leon Cahun’un “Asya Tarihine Giriş” adlı kitabı 1896 yılında yayınlanmıştır. Bu kitap Selçuklu öncesi Türkleri ve Moğolları konu alan bir eserdir. Edebi ve akıcı bir üslupla yazılmıştır ve ilk Türkçülerimizi çok etkilemiştir. Ben de ve benim yaşıtlarımda da Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun İslam öncesi Türk geçmişimizi konu alan romanları milliyetçilik hislerimizi tomurcuklaştıran ilk eserler olmuştur. Daha sonraları “Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt” gibi romanlarıyla Hüseyin Nihal Atsız Türk gençlerine milliyetçiliği aşılayan yazarlardan biri ve en önemlisi olmuştur. Atsız, Türk edebiyatına ve düşünce hayatına damgasını vurmuş bir ideolog ve taihçi, çok güzel üslubu olan bir şair ve ediptir.

Kozanoğlu ve Atsız’ın dışında Mustafa Necati Sepetçioğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi, Enver Behnan Şapolyo, Kemal Tahir, Oğuz Özdeş, Turhan Tan, Bekir Büyükarkın ve Tarık Buğra’nın tarihi romanları da gençliğimde beni çok etkilemiştir.

Reha Oğuz Türkkan, Turhan Tan için “Tarihi iyi hikâyeleştiremeyen bir tarih hocasıydı” der ama ben gençliğimde Turhan Tan’ın tarihi romanlarını da çok sevmiştim.

Tarihi romanlar, hikâyeler yazmak benim çocukluk hayalimdi ama ben sadece eğlenmek için okunan, kolayca tüketilen popüler kitaplar yazmak yerine, hoşça vakit geçirirken bir şeyler de öğreten, aradan onlarca yıl geçse bile kendine kitapçı raflarında yer bulabilecek olan kalıcı kitaplar yazmak istiyordum..

“Tabi ki, bir eserin geçici mi, kalıcı mı olacağını yazarlar değil her zaman okuyucular belirler.”

Okuyuculara güzel eserler sunabilmek için çocukluğumdan bu güne binlerce kitap okudum, küçük tarihi hikâyeler yazdım, bunları kimselere okutmadım, emekli olana kadar bekledim. Kendimi hazır hissedince de emekliliğimi isteyip okur koltuğunun yanına yazar koltuğuna da ekledim.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Yaptığımız araştırmalardan yazarlığınızın yanında iyi bir okur olduğunuzu biliyoruz? Günlük yaşamınızın ne kadarlık bölümünü yazmaya ve okumaya ayırıyorsunuz?

Hasan Erdem: Okumaya yazmaktan daha fazla zaman ayırdığımı söyleyebilirim. Yazmayı bir iş gibi görmüyorum. Yazmak bir gönül işidir. Bir dosyaya başladığımda bazen günlerce, haftalarca tek satır yazmıyorum ama yazmaya başlayınca da kendimi durduramıyor ve günde 14 saat bilgisayarımın başında oturduğum da oluyor. Kısacası demlene demlene yazmayı seviyorum.

Okuma ve yazmanın dışında da hobilerim var. Bursa, Gemlik, Kurşunlu’da yaşıyor, sebze ekiyor, tavuk, köpek besliyor ve deniz kenarında oturup dostlarımla sohbet etmeyi, dağda bayırda gezmeyi, rüzgârın hışırtısını dinlemeyi. Derelerin akışını, kuşların uçuşunu izlemeyi seviyorum.

 

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Tarihi romanlar yazıyorsunuz. Sizce tarihi romanın bir tanımı var mıdır? Tarihi romanların olmazsa olmazları nelerdir? Tarihi romanın nitelikleri hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Hasan Erdem: İnsanlık tarihi boyunca meydana gelmiş önemli olaylar ve geçmişte yaşamış şahsiyetler edebiyatın konusu olmuş, bu olayların anlaşılmasında, tarihi şahsiyetlerin tanıtılmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında edebiyat önemli bir rol oynamıştır.

Sovyet tarihsel romancılığının usta kalemi Vasili Yan (1875-1954) tarihi romanı şöyle tarif eder. “Tarihsel Roman kesin, ince, güzel ve akıcı yazılmış olduğu kadar, destansı anlatımın, gerçekliğin ve erdemin de öğretmeni olmalıdır” Ben de Vasili Yan’ın her kelimesine katılıyorum.

Tarihi Roman tarihin yeniden yazılması demek değildir. Tarihi romanlar, konularını geçmişten, tarihi bir olaydan veya geçmişte yaşamış tarihi şahsiyetlerden alan roman türüdür. Tarihçi eldeki geçerli belgelere, bilgilere göre yazısını hazırlar. Tarihçiler, geçmişten günümüze taşınan belgeler üzerinde gerçek dışı yorumlar yapamaz, romancılar gibi tarihi kurgulayamazlar. Tarihçinin görevi bugünden geçmişe giderek tarihi anlamaktır. Edebiyatçı ise tarihçilerin günümüze taşıdığı bilgileri alır, kendi hayal gücünün sınırları içinde tarihi şahsiyetler ile kendi yarattığı hayali kahramanlarını geçmiş bir dönemde buluşturarak bir kurgu oluşturur ve meydana getirdiği eseri insanların beğenisine sunar. Kısacası edebiyatçı, tarihçilerin aksine kendini fantezilere kaptırabilir. Ancak bunun da bir sınırı olmalıdır. Tarihi Roman yazarları tarihi olayları çarpıtmamalı, tarihi şahsiyetleri çağdaşı olmayan kişilerle bir araya getirmemeli, hiç uğramadıkları coğrafyalarda gezdirmemelidir.

Burada şunu eklemek istiyorum. Sizin de bildiğiniz gibi edebiyat Edeb’in ilmidir. Dolayısıyla edip edepli insandır. Çünkü edebi olmayanın adabı olmaz.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Belirli bir yazma pratiğiniz var mı? Hasan Erdem nasıl bir ortamda yazar? Yazarken olmazsa olmazları nelerdir? Kitap yazma süreçlerinizden bahseder misiniz?

Hasan Erdem: Tarık Buğra “Bir ödül için kendini satan adam yazar olamaz, hatta insan bile olamaz. İnsan olmadan da yazar olunmaz” demiştir.

Tarihi roman yazarı öncelikle vicdanlı ve sorumluluk sahibi olmalıdır. Bu yüzden kurgusu kafamın içinde olan romanımı yazmadan önce romanımın geçtiği dönem ile ilgili kaynak olabilecek kitapları tespit edip temin ediyor, devrin özelliklerini bütünüyle öğrenmeye çalışıyorum.

Yazmaya başlamadan önce haritalar inceliyor, romanımın geçtiği coğrafyalardaki sosyal yapıyı da araştırıyor ve gerekli bulduğum notları alıyorum. Tarihi şahsiyetler ve olayları anlatırken tarihi bilgilere sadık kalmak için oldukça dikkatli davranıyor, bizim dışımızda kalan milletlere hakaret etmiyor, geçmişte yaşanan olayları ve savaşları okuyucularıma doğru bir şekilde aktarmaya çalışıyorum.

En önemlisi de yazarken masamdan sözlüğü hiç eksik etmiyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Sizin romanlarınız söz varlığı olarak oldukça zengin olmasının yanında çok da sinematografik romanlar, sinemaya uyarlama planlarınız var mı? Bu yönde size gelen teklifler var mı?

Hasan Erdem: Benim kitaplarımı okuyanların neredeyse tamamı bu romanların filmlerinin çekilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Şu an kadar bana gelen bir teklif yok ve bu yönde tekliflerin zaten bana değil, yayınevime yapılması gerekiyor.

2015 yılında Balkan Şahini romanım, TRT 1 radyo da, “Bir Roman, Bir Hikâye” programında ve 64 gecede, Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Alpay Ulusoy tarafından Radyo Tiyatrosu tarzında okundu.

Ben de sevgili okuyucularım gibi romanlarımın bir gün filme çekileceğine inanıyorum ama bunu görmeye ömrüm yeter mi bilemiyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Yeni nesillerin geçmişlerine yabancı kalmamaları için Tarih, romanlaştırılmalı, hikâyeleştirilmelidir.” diyorsunuz. Türk gençliğinin günümüzdeki durumu hakkındaki değerlendirmelerinizi merak ediyorum. Geleceğe dair iyimser misiniz? Ayrıca Türk gençlerine okuma konusunda ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Hasan Erdem: Devlet binasının temelini millet oluşturur. Bir binanın dayanıklı olabilmesi için temelin sağlam olması gerekir. Milletin fertlerini gerçek tarihin içine çekebilmek için Tarihi Roman ve hikâyelerin önemli ölçüde yönlendirmesi olduğuna inanıyorum. Tarihi Romanlar gençlere vatan, millet, bayrak sevgisi aşılar, onlarda milli sorumluluk duygusu uyandırır, motivasyon gücünü arttırır.

Kültür ve medeniyetimizin kaynağı olan kitaplar, bilgi ve tecrübeyi koruyarak geleceğe taşıyan ölümsüz eserlerdir. İnsanlar hiçbir bilgiye sahip olmadan doğarlar. Okumak insanlara daha çocuk yaşlarında kazandırılması gereken yeteneklerin en başında gelmektedir. Çocuklar okuyarak, hikmeti, hakikati, sevgiyi, saygıyı, güzeli ve iyiyi öğrenirler.

Kitapların insanların kişisel gelişimlerine de mühim etkileri olur. Okumak önce kendimizi sonra da bizim dışımızda ne varsa her şeyi anlamamızı sağlar. Kitaplar aklın ilacıdır. Çocuklarımız zekalarını kitaplarla beslemelidir. Bir Çin atasözü der ki, “Kitapsız büyüyen çocuk, susuz büyüyen ağaca benzer” Kitap okumak insanın fikir yapısını, hayal dünyasını geliştirir, sözcük dağarcığını arttırır. Türkçemizin söz varlığı değil, insanların dağarcığı kısırdır. Bir kabın içinde ne varsa dışarıya da o sızar. Çocuklarımız bilgi birikimini arttırmak için bıkmadan üşenmeden bol bol kitap okumaları gerekmektedir. Dünyadaki gelmiş geçmiş tüm başarılı insanlar çok iyi birer kitap okuyucusudur.

Kitaplar bilginin kaynağıdır. İnsanlar için bilgiye ulaşmanın en kolay ve etkili yolu okumaktır. Milletleri ilerleten, yükselten de kitaplardır. Okumak yaratılış nedenimizi bilmemizi, dinimizi ve gerçek hayat kurallarını öğrenmemizi, öğrencilik ve iş hayatımızda, kısacası bütün yaşamımızda başarılı olmamızı sağlar. Okumayı yalnız okulla, ders kitaplarıyla sınırlamamalıyız. Kitapla yetişen, okuyan, düşünen Türk gençleri başarılarla dolu, iyi bir geleceğe doğru ilerlerken bilim üreterek mensubu oldukları Türk milletini de dünya üzerinde iyi, güzel yerlere taşıyacaklardır. O yüzden gençlerimiz kitap okumayı asla zaman öldürmek olarak düşünmemelidirler.

Unutmayınız ki, batı aydınlanmasının öğretmenleri 8. Yüzyıl ile 16. Yüzyıl tarihleri arasında yaşamış olan Türk – İslam bilginleridir. İbni Sina, Harizmi, Farabi, El Biruni, Ceziri, Ali Kuşçu, Uluğ Bey, Piri Reis ve benzeri gibi Türk asıllı İslam bilginleri Cebir ve Trigonometriyi ilim haline getirdiler, felsefe ve tıbba, matematik, Astronomi ve coğrafyaya ileri hamleler kazandırdılar. Onların eserleri yüzlerce yıl dünya okullarında ders kitabı olarak okutuldular.

Ben geleceğe dair çok iyimser düşüncelere sahibim. Katıldığımız kitap fuarlarında ve davet edildiğimiz okullarda karşılaştığımız gençlerin ilgi ve alakaları beni çok umutlandırıyor.

Mustafa Kemal Atatürk “Gençliği yetiştiriniz, onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız” demiştir. Bu hedefe varabilmek için ebeveynlerin, öğretmenlerin ve edebiyatçıların çok gayret göstermesi gerekiyor.

Gençlerimize benim son tavsiyelerim ise şunlar olacak. “İnsan bedeni cisimden ibaret değildir. O cisimde bir ruh vardır ve o ruhun beslenmesi gerekir. Bunun için de derslerinizden arta kalan vakitlerinizde bol bol kültür kitapları okuyun, müzik dinleyin, tiyatro ve müzelere gidin. Kendinize hobiler edinin, yeteneklerinize göre karikatür ve resimle uğraşın. Bir müzik aletini çalmayı öğrenin. Küçük hikâyeler, şiirler yazın. Spor yapın, doğanın içinde dolaşın.”

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Sosyal paylaşım hesabınızdan “9. tarihi romanımı yazarken o kadar güzel vakit geçiriyorum ki dosyayı bitirmek istemiyorum.” diyerek okurlarınıza müjdeyi vermiştiniz. Merakla beklediğimiz ve şu an üzerinde çalıştığınız kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Yayınlanma tarihi belli oldu mu?

Hasan Erdem: 5 romanımda Rumeli Fatihi akıncıları anlattım. Akıncılar, öncüdür, gönüllüdür, ülkü yolunda canını bile esirgemeyen dalkılıç ve serdengeçtilerdir. Düşman topraklarına ilk onlar girer, yolu ilk onlar açar ve geçilecek yolu onlar gösterir. Akıncıların ardından da ordular yürür.

Malkoçoğulları diye anılan akıncı ailesi Osmanlıların Balkanlar’daki fetihleri, buralara yerleşim politikaları, iskân edilen toprakların Osmanlı kültürüyle bütünleştirilmesi ve Osmanlı gücünün en uç noktalara kadar taşınmasında önemli rol oynamışlardır. Osmanlıların Balkanlar’da yaptığı büyük meydan muharebelerine de katılmışlar, kaleler fethetmişler, geniş topraklarda yöneticilik yapmışlardır.

   Yazmakta olduğum romanda, Doğu Avrupa’da kaleler fetheden, Varat Sancakbeyi iken Zigetvar’ın fethine katılan, Yemen isyanının bastırılmasında görev alan ve Kıbrıs’ın fethi sırasında Magosa önlerinde vuruşurken şehit düşen Malkoçoğlu Mehmet Bey’in destansı hayatını hikâyeleştirmeye çalışıyorum.

Aslında bu romanın 2020 Ağustos ayında yayımlanmasını planlamıştık ama araya 3 hikâye kitabı girince dosyayı bitiremedim. Sağlığım el verirse 2021 Şubat sonuna kadar dosyayı tamamlamayı hedefliyorum. Yayımlanması için kesin bir tarih veremeyeceğim. Hangi tarihte basılacağına Ötüken Neşriyat karar verecek.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Tarihi roman alanının dışına çıkıp farklı bir türde roman yazmayı düşünüyor musunuz? Böyle bir planınız var mı?

Hasan Erdem: 2011 yılı, Kasım ayında Ötüken Neşriyat’a görüşmeye çağrıldım. O yıllarda Ötüken Neşriyat’ı Nurhan Alpay Bey yönetiyordu. Gönderdiğimiz ilk dosyayı okumuş ve beğenmişti. Bana bazı özel sorular sordu. Haklı olarak ilk defa bir kitabını basacağı yazarı tanımak istiyordu. Bu görüşmemiz sırasında Nurhan Bey bana tarihi romanların yanı sıra polisiye romanlar da yazmamı tavsiye etti. Ama ben kendisine sadece tarihi romanlar yazmak istediğimi, bir gün yazar olarak anılırsam sadece tarihi roman yazarı olarak anılmak istediğimi belirttim. Dosyamı tek satırını değiştirmeden basacağını söyleyen Nurhan Bey polisiye romanda ısrarcı olmadı ama gayret gösterirsem çok iyi bir polisiye roman yazarı olabileceğimi belirtti.

Polisiye romanları çok sever ve hâlâ keyif alarak okurum. Nurhan Bey’e de belirttiğim gibi Tarihi Roman ve Hikâyeler dışında bir şey yazmayı düşünmüyor, ölümümden sonra tarihi roman yazarı olarak anılmak istiyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK:  Çağdaş edebiyat dünyasını takip etmeye fırsatınız oluyor mu? Türkiye’den ve dünyadan ilginizi çeken yeni yazarlar var mı?

Hasan Erdem: Şu anda bir roman yazıyor, yazmayı tasarladığım iki Tarihimizden Hikâyeler kitapları için notlar alıyorum. Bu yüzden kaynak kitaplar okumaktan edebiyat dünyasını takip etmeye pek fırsatım olmuyor. Yeni Tarihi Roman yazarlarını ve ancak bana kaynak olabilecek yeni kitapları takip etmeye zaman ayırabiliyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Nelerden ilham alırsınız? Hangi yazarlar, fikir insanları, filozoflar sizi daha çok yazmaya ve düşünmeye sevk eder?

Hasan Erdem: Tarihi Roman yazarı olarak benim tek bir ilham kaynağım var, o da büyük tarihimizdir.

İnsanlar bir fikir sahibi olarak doğmazlar. Aslında zaman içinde sahip olduğumuz fikirlere bizi yönlendirenler öğretmenler, çevremizde yaşayan insanlar ve okuduğumuz kitaplardır.  Belki de beni daha çocuk yaşlarımda milliyetçi çizgiye çekenler, Türk milletinin görkemli tarihini edebiyat denilen zor sanat yoluyla bize anlatmaya çalışan Tarihi Roman yazarları olmuştur.

Ömer Seyfettin 1908 – 1918 yılları arasında nerdeyse tek başına devrin hikâyesinin sorumluluğunu yüklenmiş ve hiç durmadan dinlenmeden üretmiş bir yazarımızdır. Ömer Seyfettin her ne kadar roman yerine hikâyeye ağırlık vermiş olsa da bana göre bizde tarihi roman türünün en edebi örneklerini o vermiştir. Çünkü bu hikâyecimizin her bir hikâyesi koca bir roman okunmuş kadar insanı doyurur. Ömer Seyfettin’in ölümsüz hikâyelerinin de beni daha çocuk yaşlarımda yazmaya teşvik ettiğini söyleyebilirim.

Burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Romancı niteliği çok güçlü olan Kemal Tahir, önceleri tam bir Marksist yazar iken, tarihi roman yazmak için tarihimizi karıştırdıkça tarihimizin büyüklüğüne kendini o kadar kaptırmıştı ki, “Devlet Ana”nın müellifi, milliyetçi diyebileceğimiz bir tarihi roman yazarı olup çıkmıştır. Bu yüzden ben Tarihi Roman türünü çok önemsiyorum. Milliyetçi bir nesil yetiştirebilmek için Tarihi Roman yazarlarının sayısının ve yazılan eserlerin kalitesinin artmasını çok arzu ediyorum. Tarihi roman yazan genç kalemleri elimden geldiğince destekliyorum.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hasan Erdem: Peyami Safa’nın dediği gibi “Gençlerimizin tarih ve akıl şuuruyla beslenmeleri gerekiyor.” Ben de Tarihi Romanların milli kültürümüzü yabancı tesir ve tahriplere karşı koruyup kolladığına, gençlerimizin karakterlerinin oluşmasına katkı sağladığına, insanlarımızı geçmişine ve devletine bağladığına inanıyorum.

Ben tarihçi değilim. Yazar olarak benim görevim Türk tarihini öğretmek değil Türk tarihini sevdirmek, Türk gençlerinin, Hunlardan, Göktürklerden, Uygurlardan, Selçuklulardan, Osmanlılardan cumhuriyete kadar uzanan dönemi sahiplenmesi, öğrenmesi, öğretmesi ve bugün yaşattığımız gibi gelecek yüzyıllarda da yaşatması için onlardaki milli şuuru güçlendirmektir.

Tarihi Roman ve Hikâye yazarlarının sayısı ve kalitesi arttıkça Türk gençleri tarihlerini merak edecekler ve daha çok kitap okuyacaklardır diye düşünüyorum. Umarım yanılmam.

Mustafa Ali ÖZTÜRK: Zaman ayırdığınız  ve bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim.

 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir