ÖMER SEYFETTİN VE SADE TÜRKÇE MÜCADELESİ

1 0
Read Time:4 Minute, 44 Second

Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884; Gönen, Balıkesir – ö. 6 Mart 1920, İstanbul), Türk yazar, asker ve öğretmendir. Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Türkiye kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularından olup, Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. O, Türk edebiyatının bugünlere gelmesinde önemli hizmetleri olan bir edip, bir dil işçisidir. Ülkemizde birçokları onu hikâyeciliği ile tanır.  Ancak o çok çalışkan bir ediptir ve edebiyatın birçok türünde ürünler ortaya koymuştur. Yayınladığı kitapların yanında zamanın önemli gazete ve dergilerinde farklı konuları ele alan düşünce yazıları yazmıştır. Yazılarında yaşadığı dönemin insanına ışık olmaya çalışmıştır, Türkçenin güçlenmesi için azimle çalışmıştır.

Bilgi ve birikimiyle devrinin önemli entelektüelleri arasında yer alan Ömer Seyfettin çağdaşı edebiyatçıların eserleri ve edebi duruşları hakkında zaman zaman yazılar kaleme almıştır. O hem yaşadığı devrin edebiyatına hem de edebiyat tarihine hâkim donanımlı bir yazardır. Türk edebiyatını yakından takip ederken dünya edebiyatını da aynı derecede takip eder. Hayatı boyunca çok çalışmış, didinmiş ve sade Türkçenin edebi dil olarak yaşaması için çabalamıştır. Bu konuya özel yazılar kaleme almış, tanık olduğu yanlışlıkları, gördüğü eksiklikleri de yazarak tarihe not düşmüştür.

Ömer Seyfettin dilde sadeleşmenin amansız savunucusudur. Dönemin edebiyatına ve edebiyatçılarına da genel olarak bu pencereden bakar. Dilde sadeleşmeye karşı olan ediplere, şairlere kişiliklerine ve yeteneklerine saygı duysa da yazdıkları eserlere pek sıcak bakmaz ve onları sert bir dille eleştirmekten çekinmez. “Tabii lisan konuşulan lisandır.” diyen Ömer Seyfettin sade dil kullanan yazarlara bazen eleştirileri olsa da genel olarak sempatisi de vardır. Bugünkü Şairlerimiz 3 başlıklı yazısında, “Tevfik Fikret konuşulan Türkçeyle yazmayı aşağı inmek sanıyor. Arapça, Acemce terkip lügat falan karalamayı yükseklik telakki ediyordu. Kendisi açık Türkçe yazmasını rica edenlere karşı masum bir gafletle: Ben ahalinin derecesine ineceğime onlar benim seviyeme yükselsinler, diyor.” diyerek Servet-i Fünûn topluluğunun lideri Tevfik Fikret’in bu düşüncesinin bir gaflet olduğunu açık yüreklilikle belirtir.

Ruzname adlı yazısında, “Tabii lisan konuşulan lisandır.” diyen Ömer Seyfettin konuşulan dilde olmayan söyleyişlerin ve kuralların karşısında olduğunu dile getirerek, “Öyle uzun cümleleri Türk söyleyemez. Ben işte Halit Ziya’yla Cenap’ın alacalı, terkipli, cafcaflı nesrinden birden bire bu ana kadar yazılmamış tabii lisana döndüğüm için herkesi şaşırttım. Yakup Kadri’yle Falih Rıfkı da eski terkipli nesrin bu lüzuceti hala var. Onların lisanı bu lüzucet için beğeniliyor. Hâlbuki bunu ben bir kusur sayıyorum. Haklı mıyım değil miyim? İleride belli olacak.” diyerek edebi dil anlayışını ortaya koyuyor. Yazının devamında, “Refik Halit’in lisanı Yakup Kadri’den ahenkçe daha tabii! Halide Hanım’ın lisanı bozuk, karışık, münasebetsiz. Fakat ahenkçe hem refik Halit’in hem Yakup Kadri’nin lisanından daha Türkçe!” diyerek dönemin bazı ediplerine karşı bakış açısını gösterir.

Ömer Seyfettin, Edebi Muhasebe Tahmisçilik başlıklı yazısında Türkçenin güzelliğini, milli veznin ahengini görememekle suçladığı Yahya Kemal ve hayranlarını topa tutar. Beyatlı’yı büyük bir şair olarak görmesine rağmen şiirde ölçü ve dil olarak eskiye öykünmesini kati surette eleştirir. Onun etrafında toplanan kişileri ise zayıf ruhlu olmakla itham eder. Yazının ilgili bölümü şöyle: “ (…) son günlerde gayet kuvvetli bir ‘artakalan’ zuhur etti. Bu hakikaten bir şairdi. Edebi terbiyesi mükemmeldi. Tabii Türkçenin güzelliğini, milli veznin ahengini göremedi. Bugünü yaşamak istemiyordu. Eskiye Şinasi’den evvele, Ahmed-i Salis devrine döndü. Hakikaten nefis gazeller yazdı. Bu Yahya Kemal’di. Hal-i hazırdan, yaşanan hayattan zevk almayan bu genç üstat, temayülüne şerik buldu. Kendinden zayıf ruhlar hemen onun etrafında toplandılar.”

Ömer Seyfettin aynı zamanda iyi bir çevirmendir, çevirinin nasıl yapılması gerektiği konusunda fikir sahibidir. Edebiyatta olduğu gibi çeviri eserlerde de sade lisana büyük önem veren Ömer Seyfettin dünya edebiyatından kaliteli eserlerin işin ehli çevirmenler tarafından dilimize kazandırılması gerektiğini sıklıkla vurgulamıştır. Örneğin Edebiyattan Enmuzeçler: Don Quichotte başlıklı yazısında, “Büyük şaheserlerin hala lisanımıza geçirilmemesi edebiyatımız için pek acıklı bir noksandır. Altı sene evvel Darüşşafaka Kütüphanesi tarafından Don Quichotte’un neşredildiğini görünce ne kadar sevinmiştim. Yazık ki bu kitabın ikinci cildi çıkamadı. Tercüme yine yarım kaldı. Çünkü birinci cilt satılmamıştı. Tabı nefisti. Fiyatı cildine, kâğıdın güzelliğine nispeten pek ehvendi.  Fakat isimlerini saklayan mütercimler en adi, en bayağı, en köhne bir kitap lisanı kullanmışlardı. Zannederim ki bu tatsız lisanı için Don Quichotte tercümesi rağbet görmedi.” diyerek Don Quichotte gibi bugün klasik olmuş milyonlarca kopya satan bir eserin ülkemize düzgün tercüme edilmediği için okuyucu tarafından tutulmadığını ve bundan dolayı tercümenin yarım kaldığını ve böyle bir eserin Türk diline kazandırılmasının o dönemde yarım kaldığını vurguluyor.

1919’da Türk Kadını dergisi için kaleme aldığı Genç Kızlarımız İçin Altı Derste Tabii Yazmak Sanatı adlı yazısında, “Okunacak klasik muharrirlerin en başında Homere’i koymalı Homere her devrin, her yerin en büyük muharriridir. Edebiyat muallimlerinden Albalat: ‘Tasvir içinde hayatın ilk modeli ancak Homere’de bulunur. Eğer Homere’i okumamışsanız hakiki realizmin, yazmak sanatının ne olduğunu asla anlamayacaksınız.”der. Homere Türkçeden başka her lisana tercüme olunmuştur. Hatta Arapça’ya bile… Ben üstatlarımızın gayretsizliğinden müteessir olarak İlyada’yı geçen sene tercüme ettim. Yarısından fazlasını Yeni Mecmua’ya bastırdım. Müsait bir zamanda Odesa’yı da tercüme ederek kitap halinde çıkaracağım. Çünkü Homere en faydalı bir edebi kıraattır. Her edebi mektebin tohumu ondadır.” der. Yazı yazmaya hevesli gençlere tavsiyelerde bulunurken tercüme ettiği İlyada’nın ve tercüme edeceği Odesa’nın yazarı Homere’yi de tanıtmayı, onu okumanın genç yazarlar için ne kadar gerekli olduğunu anlatmayı ihmal etmez.

Yaşadığı dönemde ektiği tohumlar yeşermiş bugün artık sade Türkçe ile yazılan, üretilen bir Türk edebiyatı vücuda getirilmiştir. Sade İstanbul Türkçesinin en önemli savunucularından biri olan Ömer Seyfettin yazılarında bıkmadan usanmadan bunun önemini vurgulamıştır. Bu yolda çok zaman güçlüklerle karşılaşsa da yılmamıştır. O zamanlar verilen çetin mücadeleler bugün artık sonuç vermiş durumdadır. Türkçe bugün içine sızmış Arapça ve Acemce fazlalık kelimelerden, gereksiz terkiplerden büyük ölçüde kurtulmuştur. Türkçenin şuan ki savaşı ise batılı dillerden girmeye çalışan kelimeler ve dil kuralları iledir. Türkçenin bu savaştan da galip çıkarak binlerce yıllık serüvenini sonsuza kadar devam ettireceğine olan inancım kuvvetlidir. Türkçe yaşadığı müddetçe Türklük de yaşayacaktır. Yeter ki bugün de Ömer Seyfettin’in izinden giden bilinçli edebiyatçılarımız olsun!

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir