TÜRK ŞİİRİNDE ÖLÜMÜN İZLERİ

0 0
Read Time:4 Minute, 32 Second

Genellikle “ruhun bedenden ayrılması suretiyle kişinin maddî hayat kaynağını yitirmesi” şeklinde tanımlanan ölüm ve ölüm sonrası hakkındaki algılama, inanış ve uygulamalar kültürden kültüre, devirden devire değişmektedir. Ancak insanların ölüm konusunda hissettikleri duygular aşağı yukarı aynıdır. Ölüm bitiştir, yok oluştur, son noktadır, ümitsizliktir, karanlıktır ya da ölüm yeni bir başlangıçtır, ümittir, aydınlıktır, kurtuluştur, kaçıştır. Ölüm her neyi hissettirirse hissettirsin ölümün bulaştığı hislere az ya da çok korku karışır. Çünkü ölüm insan için koyu bir belirsizliktir. Belirsizliğin olduğu yerde de insan için kaygı vardır, korku vardır. Bilinmezlik insanı her daim tedirgin etmiştir.

Şairler sıradan insanlara göre daha duygulu kişilerdir ve hisleri kuvvetlidir. Şairler hayata bakış açıları da normalden biraz uzaktır, herkes gibi düşünmezler, herkes gibi hissetseler bile bu hisleri daha çarpıcı bir şekilde ifade ederler. Şairler dünya denen hengâmede ölüm hissini de normal olarak sıradan bireylere nazaran daha çok hissederler. Bu kuvvetli hissi en iyi şairler tarif eder. Ölüm hissi diğer hisleri de tetikler her daim. Bundan dolayı ölümü en iyi şairler tarif eder, en iyi onlar anlatır ölümü. Bu yazımda şairlerin dizelerinde ölümü ve ölümün çağrışımlarını görmeye çalışacağım.

Şair Erdem Bayazıt ‘Ölüm Risalesi’ şiirinde ölümü çok farklı açılardan değerlendirir. Okura ölüm hakkında hatta farklı ölümler hakkında bilgiler verir. Şiirin ‘Ölümün Sesi’ bölümünde okura şöyle seslenir Erdem Bayazıt: “Bir gün öleceğim biliyorum / Bunu her an ölür gibi biliyorum” ölümün mutlak bir gerçek olduğunu ve insanın her an ölebileceğini hatırlatıyor. Ölüm her canlının tadacağı bir lezzettir acı ya da tatlı, er ya da geç olması bu gerçeği değiştirmez.

Şair Behçet Aysan ise ‘çünkü beyaz bir gemidir ölüm/siyah denizlerin hep
çağırdığı/batık bir gemi/sönmüş yıldızlar gibidir/yitik adreslere benzer
ölüm/yanık otlar gibi/sen bu şiiri okurken/ben belki başka bir şehirde ölürüm.’
derken ölümü beyaz bir gemiye benzetir.  Kapkara denizlerin çağırdığı batık bir gemidir ölen kişi. Ölen kişi şiirin devamında sönmüş yıldızlara benzetilir. Şaire ölüm yitik adresleri yanık otları çağrıştırır. Ölüm her ne söylenirse söylensin ölümden sonrası muammadır her zaman buna binaen şair ölümü yitik adrese benzetir. Mektubu yazdığı kişi mektubu okuduğunda şair belki de başka bir şehirde öleceğini anlatır, öleceği şehir de belirsizdir tıpkı ölümün nerede insanı bulacağının belirsiz olduğu gibi.

Şair Ümit Yaşar Oğuzcan ise ‘Ölüm Gelmişse’ şiirinde ölüm anını betimlerken şiirini “Çünkü ölüm /Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.” diyerek sevgiye ve ölüme kayıtsız şartsız teslim olmuş gibidir. Ancak aynı Ümit Yaşar Oğuzcan başka bir şiirinde ise “Ölüm! Kaçınılmaz sonuç, o soğuk kelime/Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek/Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri/Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek” derken ölüme mesafelidir ve biraz da kızgındır ölüme. Çünkü ölümden korkmaktadır ancak ölüm korkusunun nedeni bu dünyadan göçüp gitmek değildir. Ölümü bir kurtuluş olarak görür ve ölümün güzel bir şey olabileceğini düşünür şair.  Ölüme mesafeli duruşunun, ona düşmanca bir tavır takınmasının sebebi ise çok başkadır. Bu duruşun nedeni şiirin son dörtlüğünde gizlidir: “Kim bilir ölüm bir çilenin sona ermesi/Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözlerle bakmak/Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın/Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak.”

Ahmet Muhip Dıranas ‘Her Şey Uzaktadır’ şiirinde “Uzaktadır her şey, hep… Yalnız ölüm, / Her yerde, her an yakınımız, ölüm.” dizeleriyle insanın ölüme ne kadar yakın olduğunu vurgular. Ölüm hissi her an yakamızdadır. Ölüme bir an kadar yakınız. Bu bir an kadar yakınlık, zamansızlık, mekânsızlık diğer her şeyi bizden uzaklaştırır.

Cahit Sıtkı Tarancı ‘Ömrümde Sükut’ şiirinde “Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,/Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!” diyerek gelip geçtiği bu dünyadan sessizce çekip gideceğini ve insanların onun hayatından bihaber olduğu gibi ölümünden de bihaber olacağını hisseder.

Fazıl Hüsnü Dağlarca ‘Ölü’ şiirinde “Hangi mahallede imam yok, / Ben orada öleceğim. / Kimse görmesin ne kadar güzel, / Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim. Adeta ölümü konusunda vasiyette bulunur. Şiirinde Müslüman olduğunu ancak öldükten sonra İslam adetleri üzerine gömülmek istemediğini nedenleriyle birlikte açıklar. Öldüğünde yakınlarından yapmalarını istediği her şeyi bir bir sıralar. Şair ölüğünde acaba bu vasiyete ne kadar riayet edildi acaba?

 

Orhan Veli Kanık ‘Ölüme Yakın’  şiirinde “Ölürüz diye mi üzülüyoruz?/Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada/ Kötülükten gayri?” geçici olan bu dünyada kötülükten başka bir şey görmediğini düşündüğü bu alemde ölümden korkmadığını anlatır.  Aynı şiirin devamında “Ölünce kirlerimizden temizlenir,/Ölünce biz de iyi adam oluruz;/Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,/Hepsini unuturuz.” Ölümün herkese eşit mesafede oluğunu ve ölen kişilerin tüm farklılıklarının ortadan kalktığını vurgular. Aslında ölüm haktır, ölüm adaletlidir. Ölüm zengin fakir, güçlü güçsüz ayırmadan dünyadaki işine devam eder. Dünyadaki tüm insanlar eşit olmasa da, eşit şartlarda yaşayamasa da ölüm onları eşitler. Tüm ölüler eşittir toprağın altında.

 

Attila İlhan ‘Diyalektik Gazel’ şiirinde “büyük bir şaşaadır ölüm/ebruli nurlarla gelir/öyle bir yanardağdır ki öfkesi/mutantan desturlarla gelir” dizeleriyle ölümün tarifini yapar bizler için. Ölümün hem kulağa hoş gelen (büyük bir şaşaadır ölüm/ebruli nurlarla gelir) hem de dehşetli (öyle bir yanardağdır ki öfkesi) yönünü aynı dörtlükte kusursuzca anlatır bizlere.

 

Cemal Süreya ‘Üstü Kalsın’ şiirinde “Ölüyorum tanrım/Bu da oldu işte./Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım./Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir…/Üstü kalsın…” Tanrıya seslenir. Şair öldüğünü ya da öleceğini hissetmektedir ve ölümünü her ölüm gibi erken bir ölüm olarak görmektedir. Yaşadığı hayatın fena olmadığını belirterek dünya için verdiklerinden geriye bir şey istemediğini esprili bir şekilde üstü kalsın diyerek şiirini noktalar.

 

Sonuç olarak ölüm evrensel bir kavram. İnsanın fıtratında var olagelen bir his aynı zamanda bir gerçeklik. Bu his ve gerçeklik insan duygularını her zaman besler. Türk şiirinde de binlerce dizede ölüm işlenmiştir. İşlenmeye devam edecektir. Bu konuda yazılmış bazı şiirler ise gelecek nesillere miras kalacaktır. Tıpkı atalarımızdan bize miras kalan ölüm gibi.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir