Taziye Geleneğimiz Üzerine!

0 0
Read Time:4 Minute, 27 Second

Pek çok cenaze namazına katılmış, pek çok cenazenin defninde bulunmuşsunuzdur. Cenaze namazı camide kılındığı sırada caminin avlusu dışarısında bekleyen ölen kişinin yakınlarına, gelip duaya katılmadıklarına üzülüyorum. Mezarlıkta defin sırasında cep telefonlara gelen çağrıların müzik şeklinde ayarlanmasından dolayı yaşanan gariplikleri maalesef üzülerek izliyorum. Defin işlemleri daha biter bitmez mezarlık içinde ya belediyeler tarafından gönderilen ya da ailenin yaptırdığı pide-ayran veya helva dağıtılmasının ne kadar doğru bir davranış olduğunu sizlerin takdirlerinize bırakıyorum. Daha enterasanı insanların dağıtılan pide ve ayranı almak İçin sırasına geçişini ibretlik bir trajik hadise olarak telakki ediyorum. Maalesef tüm bunların gün geçtikçe herkes tarafından yapılması gereken “vacip” bir eylemmiş gibi algılanmasına hayret ediyorum. Eve gelen misafirlere zamanı geldiğinde ikramda bulunulması doğru olabilir ama daha mezarlıktan çıkmadan helva, pide ve ayran dağıtılması nasıl izah edilir?

Taziye, yakını ölen bir kimseyi teselli etme, sabır ve başsağlığı dileme anlamına gelmektedir. Taziye, “Allah sabırlar versin, geride kalanları bağışlasın, geride kalan yakınlarına hayırlı ve uzun ömürler versin, acısını unuttursun ama kendisini unutturmasın, Allah başka acı vermesin” gibi teskin edici sözler söylemek ve bir süre aileyle birlikte yaşamak gibi uygulamalarla ailenin acısını paylaşmaya ve sabır telkin etmeye yönelik bir gelenektir.

Taziye geleneğinin çeşitli yörelere göre farklılık gösteren uygulamaları vardır. Bazı yörelerde mezarlıkların hemen çıkışında müsait bir yerde “taziyeye oturulur”. Taziyeye oturmak cenaze yakınlarının taziyeleri kabul etmesidir. Mezarlıkta iken taziyeye oturulacak yer veya taziye evi duyurulur.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde özel olarak düzenlenmiş taziye evlerinde sadece ölen kimsenin ailesi değil, akrabaları da taziyeye otururlar. Taziyeye genelde üç gün oturulur ancak zorunlu durumlarda taziye süresi kırk güne kadar uzayabilir. Taziye günlerinden sonra da eve taziye için gelenler olur. Sıkıntılı bir hayat geçiren veya genç yaşta ölenlere kadınlar tarafından ağıt yakılır.

Ölü evinde taziye süresince genelde yemek pişirilmez; komşular ve akrabalar, taziyeye gelenlere ikram etmek için yemek getirirler. Yemeği getirenler, sofrayı hazırlar ve cenaze sahipleriyle birlikte yemeklerini yerler.

Bazı yörelerde cenaze sahipleri taziye boyunca saç sakal tıraşı olmazlar ve süslü elbiseler giymezler. Taziye evinin önünden geçerken onları incitecek hareketlerden sakınılır, yüksek sesle konuşulmaz. Ölenin iyiliklerinden bahsedilir. Ölüm gününden sonra geçen kırk günlük süre içinde kız isteme, nişanlama, düğün, sünnet düğünü gibi törenlerin yapılmamasına özen gösterilir. Ancak mutlaka bu törenlerden biri yapılacaksa eğlence tertip edilmez.

İslam toplumunda acıya ortak olma, birlik-beraberlik, küskünlerin barışması gibi işlevler gören taziyeler; geçmişte oldukça kalabalık ve yoğun yaşanmaktayken şehirleşme bu geleneğin uygulama alanını daraltmış, değişikliğe uğramasına neden olmuştur.

Benim çocukluğumun geçtiği Manisa Kula çevresinde yaşayan yörüklerin kültüründe ölen kişinin ailesinin evinde bir süre yemek pişmez. O köyde oturanlar yemeklerini pişirir ve tencerelerle taziye için ölenin ailesinin evine getirirler. Buna “erene gitmek” denir. Yemekler hep birlikte yenir. Yemek sonrası dua edilir ve Kuran okunarak ölenlerin ruhuna hediye edilir. O evde yüksek sesle konuşulmaz, ölen kişinin iyilikleri anılır.

Yıllar önce görev yaptığım Bitlis’te veya ziyaret için gittiğim Urfa gibi Güneydoğu ve Doğu illerimizde genellikle belediyeler tarafından inşaa edilmiş çok kullanışlı taziye evlerini gördüm. Ölenlerin yakınları taziye evinde misafirlerini karşılıyor, her gelen selam verdikten sonra “El-Fatiha” diyerek söze başlıyor ve sık sık Fatiha ve aşrı şerifler okunuyor, dualar ediliyordu. Bu gelenekleri takdir ederek izledim.

Lakin son zamanlarda bizim batı bölgelerimizde ve büyükşehirlerde genellikle bu gelenekler terk edilmiştir. Taziye evi yerine iki üç günlük geçici bir taziye çadırı kuruluyor. Lakin bu çadırlarda genelde ekonomi, alışveriş, güncel olaylar konuşuluyor. Ne yazık ki bir saat kaldığımız taziye evlerinde hiç kimse bir Fatiha bile okumadan kalkıp gidildiğini üzülerek izledim. Genellikle ben taziye ziyaretlerimde ayrılmadan önce kısa bir sure sonrası ölen için dua ve Fatiha okumaya çalışıyorum.

Yaşadığım Manisa ili Yunusemre ilçemizde belediyenin yaptığı birkaç taziye evine gittim. Başkanı ve emeği geçenleri tebrik ediyorum. Bu evlerin sayılarının artırılmasını ve taziye evlerinde inancımıza uygun şekilde Kuran okunmasını, dualar edilmesini ümit ediyorum. Bu konuda güzel projeler ortaya konulmasının toplum açısından faydalı olacağına inanıyorum. Bazı belediyelerin mezarlığa pide ve benzeri yiyecekler göndermesinin doğru olmadığını bunun yerine belediyelerin ölenin yakınlarının başkaca ihtiyaçları varsa onların giderilmesine yardımcı olmasının daha uygun bir davranış olacağını düşünüyorum. Pide veya helva dağıtmayı kim ne amaçla icat etti bilmiyorum. Ama daha cenaze mezara konulur konulmaz insanların sıraya geçerek pide ya da helva alması hiç de uygun bir davranış görünmüyor.

Bir evden cenaze çıkması, o evin hem fiilen hem de fikren meşgul olması demektir. O hâne halkının artık ne yemek yapmaya ne de başka ikramlarla meşgul olmaya takat ve istekleri vardır. Ama İslâm dışı kültürlerden alınma âdete bakın ki, “cenaze helvası” diye bir tatlı âdetini cenaze evine yerleştirmişler. Bunca acı ve kederi yetmiyormuş gibi, taziye için gelenlere, yahut okumak için gelmiş olanlara helva yapacak, mutlaka helva tatlısı ikram edecekler, göz yaşlarına baka baka helva yenecek.

İslâm, böyle zamanlarda kederli aileye yük üstüne yük yükleme yerine, onların yüklerini üzerlerinden almayı ister; hatta onların ikram etmeleri yerine, onlara ikram etmeyi emreder; ellerinin, ayaklarının tutmaz olduğu bir zamanda onlara yardımcı olunmasını ister.
Meşhur sahabî Hazret-i Ca’fer’in şehadet haberi gelmesi üzerine bir ara merhumun evine giden Resûlüllah:
– Ca’fer’in evine yemek getirin; onların yemek yapıp, çocuklarını doyuracak vakitleri yoktur; buyurmuşlardır.

Tefsir sahibi Kurtubî der ki:
“Cenazeyi defnettikten sonra eve gelip de sesli ağlamaya devam etmek, sonra da yemek ve tatlı yedirmek cahiliyye âdetlerindendir. Müslümana ise, cahiliyye âdetlerine tâbi olmak yakışmaz.”

İslâm’ın emri, cenaze çıkan eve komşu evlerin bir müddet dışarıdan yemek getirmeleri, komşularının üzüntü ve elemlerine ortak olup, duydukları ıstırabı hafifletmeleridir. İslam’da olmayan, aileye yük olan, cenaze yakınlarının acısını yaşamak yerine helva, pide telaşına düşmelerine sebep olan işlemler ne derece doğrudur? Takdirlerinize bırakıyorum. Selam ve dua İle!

About Post Author

Muzaffer YURTTAŞ

Opr. Dr. Muzaffer Yurttaş ​​​​​​24. Dönem Manisa Milletvekili, ​​​​​​Gacar Yörüğü.
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir