1930 YILI AKŞAM GAZETESİNİN BAZI SAYILARINDA YER ALAN EDEBİ YAZILAR

1 0
Read Time:5 Minute, 36 Second

Fırsat buldukça eski gazete arşivlerinde gezinmeyi severim. Özellikle Latin alfabesine geçtikten sonra yayınlanan ilk dönem gazetelerini dikkatle inceler bu gazete nüshalarında edebiyatın ve edebiyatçılarımızın izini sürmekten büyük keyif alırım. Bu durum bana incelediğim gazetenin yayınlandığı dönemde edebiyatla ilişkisini, sayfalarında yer verdikleri edebiyat haberlerini, edebi metinleri, zamanın edebiyat iklimi ve edebiyatçılarımızın da gazeteyle irtibatı gibi konularda fikir edinmeme yardımcı olur. Zaten bu arşivleri okumamdaki asıl gayem de budur. Bu yazımda 1930 yılının Akşam gazetesinin bazı nüshalarında dikkatimi çeken edebi yazı ve edebiyat haber metinlerini derledim.

Gazetenin 11 Şubat 1930 Salı günü yayınlanan nüshasının 3. sayfasında, Evvela Artist başlıklı yazının yazarı S.İ.  Türk tiyatro sanatçısı, yönetmen, oyuncu ve yapımcı Muhsin Ertuğrul’u şöyle eleştiriyor: “Dünki refiklerimizden birinde Darülbedayi rejisörü Ertuğrul Muhsin Bey’in üç başı mamur bir mülakatı vardı. Üç başı mamur diyorum çünki Muhsin Bey’i mülakatının üç noktasında haklı, dördüncü noktasında haksız gördüm. Eğer rejisör: Bize evvela artist lazım demiş olsaydı dört başı mamur söz söylemiş olurdu. Arkadaşımızın: Bizde neden artist yetişmiyor? Sualine Muhsin Ertuğrul Bey: “Ben de sizden soruyorum niçin piyes muharriri yetişmiyor? Çünkü okumuş tahsil görmüş olanlar bu işlere rağbet göstermiyorlar, diye cevap veriyor. Okumuş tahsil görmüş olanların bu işe rağbet göstermeleri için evvela karşılarında artist görmeleri lazımdır. Eser sanatkâr için yazılır. (…) Bize dekordan, kar ve yağmur makinasından, münekkitten ve müelliften evvel artist lazımdır.” Yeni kurulan bir devlet, atılım yapmaya çalışan kurumlar arasındaki bu tartışmadan anladığım o zamanlarda tiyatro ve edebiyat alanında çalışanlar yaşanılan bazı eksikliklerden kaynaklanan farklı beklentilere sahipler. Tiyatro camiası kaliteli senaryolar beklerken, kendilerinden kaliteli senaryo beklenen edebiyatçılar ise iyi oyuncular aradıklarını söylüyor ve iyi senaryolar yazılabilmesi için iyi yetişmiş oyuncular lazım geldiği üzerinde duruyorlar. Tiyatrocular senaryo yokluğundan şikâyet ederken edebiyat erkanı yazılan senaryoları oynayabilecek oyuncu olmadığından mustaripler.

Aynı gazetenin 6. sayfasında “Anadolu Edebiyatı: Kızıl Gece” başlıklı yazıda; “Anadolu gazetelerinde edebiyat sayfesi yapmak moda oldu. İlk yapılan edebiyat sayfelerinde bilhassa özlü şiirler, kuvvetli tetkikler üzerine yapılmış edebi etütler, güzel nesir parçaları vardı. Lakin ne yazık ki bu sayfeler haftadan haftaya tavsayor. Son gelen Anadolu gazetelerinin edebi bilançosu çıkarılsa neticenin hiç de şayanı memnuniyet olmadığı görülür. Yeni Adana gazetesi Burhan Sadık Beyin Kızıl Gece ismindeki edebi romanına başlamış. (…) Bu hafta Anadolu gazetelerinde Kızıl Gece’den başka tetkike layık olan bir yazı yok. Allah vere de gelecek haftalar bir şeyler çıksa. Bize de mevzu çıksa. (İmza H.)” Anadolu gazetelerinde hazırlanan edebiyat sayfalarının ilk başlardaki kalitesini tutturamadığını belirten yazar son zamanlarda bu gazetelerde yayınlanan edebi ürünlerin kalitesinin düştüğünden yakınıyor. Yazar bana göre biraz da Anadolu’da yayınlanan gazetelere tepeden bakan bir tavır takınıyor, sanki küçümsüyor. Zaten bu tip zihniyetler küçümseye küçümseye önce Anadolu gazetelerindeki edebiyat sayfalarını bitirmiş en sonda da merkez medya organlarında kendine yer edinmeye çalışan edebiyatı bu sayfalardan silmiştir. Yakın tarihimizde birçok ünlü yazar romanlarını günlük gazetelerde tefrika etmişken, gazeteler bu edebi ürünlerden çokça faydalanmışken zamanla önce sayfalardaki yerleri küçülmüş sonra da tamamen yok olmuştur. Günümüz gazetelerinde bırakın roman, öykü gibi edebi ürünlerin yayınlanmasını önemli edebiyat haberleri bile kendine zor yer buluyor.

Yine gazetenin 8. sayfasında İskoçyalı romancı, öykücü, şair ve doktor Arthur Conan Doyle hakkında yayınlanan Muharrir Ağır Hasta Kilisede Dua Ediliyor başlıklı haber şöyle “Meşhur İngiliz roman muharriri ve espiritizm mütehassısı Sir Artor Konan Doyl kalpten ağır surette hastadır. Muharririn bir an iyileşmesi için dünyanın her tarafındaki kiliselerde espiritistler tarafından dualar okunmakta ve hususi ayinler tertip edilmektedir. Amerikan kiliselerinde alelade ayinlerde iki dakikalık sükut yapılıyor. Her memlekette ayrı ayrı dualar hazırlamışlar. Bu dualar muharrir ifakat buluncaya kadar okunacaktır. Her gün muntazaman dualar okunan memleketler Müttehidei Amerika, Avusturalya, Kanada ve İngilteredir.” 11 Şubatta 1930 yılında yayınlanan bu haberden yola çıkarak yazarın hayatını araştırdığımda yazarın haberden beş ay sonra 7 Temmuz 1930’da aile bahçesinde elini göğsüne bastırmış bir şekilde bulunmuş. Hemen sonra kalp krizinden öldüğü anlaşılmış ve New Forest, Hampshire, İngiltere’de Minstead’deki kilise bahçesine gömülmüş. Ölmeden son sözlerini karısına söylemiş: “Sen harikasın”. Keşke şimdi de hem Türk edebiyatının hem de dünya edebiyatının önemli şahsiyetleri ile ilgili bu tür bilgilendirici haberler gazetelerde yayınlansa da insanlar edebiyat dünyasından bihaber yaşamasa. Bugün edebiyatla özel olarak ilgilenmeyenlerin edebiyat dünyasından bihaber olmasının çok sıkıntılarını yaşıyoruz.

21 Şubat 1930 tarihli Akşam gazetesinin 3. Sayfasında Va Nu yani gazeteci yazar Vâlâ Nureddin imzasıyla çıkan Şairlerimiz ve Mütefennilerimiz başlıklı köşe yazısında “Basma kalıpla orijinal birbirinin aksi mefhumlardır… Dikkat ediyorum bizim memlekette basmakalıp çalışması gereken zevat, orijinal bir mesai tarzı ihtiyar buyuruyor; orijinal bir faaliyet göstermek mecburiyetinde bulunanlar da (Fesuphanallah! Ne hikmettir, bilinmez!) hep basmakalıp bir tarz ihtiyar etmekteler… Mesela şairlerimiz, nasirlerimiz, ressamlarımız, musikişinaslarımız alelumum sanayii nefise erbabımız maalesef hep basmakalıp eserler meydana getiriyor: Romanlar, hikayeler, gazete tefrikaları, manzumeler yekdiğerine öyle benziyor ki aralarında ayırdolunamıyor.” Bugünün de önemli sorunlarından biri olan özgünlük 1930’ların da önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bence günümüz özgünlük sorunu ile o zamanlar arasındaki fark ise bugünün bazı usta yazarlarının özgün metinler yerine kendi metinlerine benzeyen metinleri desteklemeleri. Bu durum da Türk edebiyatının uluslararası edebiyat alanında kendisine yer edinememesinin en önemli müsebbiplerinden biridir.

22 Ağustos 1930 Eski Edebiyat, Edebiyat Hocaları Arasında Hararetli Çalışmalar başlıklı yazıda: “Edebiyat hocaları kongresinde bugün hararetli münakaşalar oldu. Divan edebiyatının okutulup okutulmaması hakkında hazırlık encümeninin raporu görüşülüyordu. Rapor lise edebiyat programını şöyle çizmişti: 4 üncü sınıf haftada 3 saat; kıraat ve tarih. 5 inci sınıf haftada 3 saat; menşelerden tanzimata kadar Türk edebiyatı tarihi ve 19 uncu asır cihan edebiyatı. 6 ıncı sınıf tanzimattan sonraki edebiyat tarihi ve 19 uncu asır cihan edebiyatı.” Bu program umumi heyette görüşülürken eski divan edebiyatının okutulup okutulmaması gürültülü münakaşalara sebep oldu. Neticede ekseriyetle okutulmasına karar verildi.” Günümüzde de bu tür toplantılar yapılmalıdır. Çünkü edebiyat eğitimindeki başarımız ortadır. Özellikle Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerini yetiştiren kurumlarda görevli akademik kadrolar arasından özel olarak seçilen güncel edebiyat gelişmelerini yakından takip edebilen liyakatli hocaların her yıl toplanarak edebiyat eğitimine yön vermeleri çok büyük ihtiyaçtır.

Yazımı 10 Ağustos 1930 tarihinde Yakup Kadri Karaosmanoğlu gazeteye verdiği bir mülakattaki şu sözlerine herhangi bir yorum getirmeden paylaşıp noktalıyorum: “_Siz gençken ne mefkure taşıyordunuz, bugünkü çocuklar için neyi mefkure gösterirsiniz? _ On sekiz yirmi beş yaşlar arasındaki temayüllerimiz hülyalarımız bir az müphemdir. Bir genç adan hayatının o devresinde okuduğu ve işittiği şeylerin tesiri altında kalır. Ona göre kendisine bir hayat ideali yapar, sonra bunu yıkar, yerine başka bir şey koyar. Hülasa bir devir, bir aranma devridir. Bence böyle bir aranma devrinden geçmiyen kafanın kıymeti yoktur. Her genç adam, bence bir ayrı tecrübe, bir ayrı ideal, bir ayrı hülyadır. Şu halde bir cemiyette hür fertler ve Niçe’nin dediği tarzda tehlikeli hayat kahramanları yetiştirebilecek bir terbiye usulü bence en yüksek pedagoji umdesidir. Morris Barres’in manevi disiplin dediği şeye ancak gebe Barres’in geçirmiş olduğu anarşiden sonra verilir.”

Not: İncelediğim gazete sayılarında yayınlanan Va Nu (Vala Nurettin) başta olmak üzere değerli yazarların özgün ve çeviri öykülerini beğenerek okudum. Ayrıca tefrika edilen Selami İzzet’in Gönül Ferman Dinlemez eserini de ilgi çekiciydi. Ayrıca gazete haberlerini yazarken kelimelerin o günkü yazılmış biçimlerini değiştirmedim.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir